Pamukkale

Pamukkale

Pamukkale

PAMUKKALE

Dağ yamacındaki harap bir şehrin altında, Yunan ve Romalıların bir zamanlar su aldıkları yerde beyaz bir harikalar diyarı parıldıyor.

Pamukkale_Ruins

İngiliz bilgin Richard Chandler Pamukkale‘den ilk kez, 1765 yılında Küçük As­ya’ya yaptığı bir gezi sırasında uzaklarda­ki geniş beyaz bir yamaç olarak söz etti.

Dalgalı yüzeyli, sanki suyun bir anda dur­duğu ya da paldır küldür akarken birdenbi­re taşlaştığı, kocaman donmuş bir şelaleyi andıran şeye yaklaştıkça hayrete kapıldı.

Türkiye’nin batısına giden modern ziya­retçiler de, Pamukkale‘nin beyaz duvarlı ta­raklı taraçalarının birbiri üzerinde yükseldi­ğini gördüklerinde, aynı duyguyu hissedi­yor. Su birikintileri, pamuk dokulu duvarla­rı ve tüm bölgede asılı duran donmuş şela­lelere benzer sarkıtları, kırmızı zakkum yığınlarıyla desteklenen narin sütunları yansıtır. Çam kaplı karanlık dağlar arka planda yükselirken, beyaz oluşumların par­lak güneş ışığında parıldamasıyla dramatik bir etki yaratırlar.

Yöresel efsaneler eskiden devlerin taraçalarda pamuk kuruttuğuna yer verse de, bazı­ları buranın ismini duvar ve taraçaların pa­muksu görünümünden aldığını söyler.

Pamukkale_Hierapolis

Pamukkale’deki duvar, taraça ve sarkıtlar yaklaşık 2.5 km uzunluğunda 0.5 km enin­de bir alan kaplar. Onlar, yukarıdaki platoda fokurdayan kızgın volkanik kay­nakların eseridir.

Kaynakların suyu, yağ­mur suyunun yolu üzerin­de geçtiği toprağa sızmasıyla kayalardan kopardığı kireç ve diğer minerallerle yüklüdür. Kaynak suyuna kapılan her şeyin neredeyse tamamı bir kireç tabakası içerir ve suya düşen parça­lar günler içinde taşa dönüşür. Kaynak suyu bir platonun kenarından dökülürken, ya­maçta kireç biriktirir.

Binlerce yıl boyunca üst üste binen kireç katmanları ışıldayan beyaz duvar, taraça ve sarkıtları oluşturdu.

Binlerce yıldır minerali zengin sıcak kay­naklar iyileştirme özellikleriyle tanınır ol­muştur. Romatizma, yüksek tansiyon ve kalp rahatsızlıkları gibi hastalıkları iyileştir­dikleri ya da hafiflettikleri söylenmiştir.

Kaynakların bu ünü, MÖ 190’da neredey­se tamamen biliniyor­du. Türkiye’nin batı kı­yısına yakın bir Yunan şehri olan Bergama Kra­lı II. Eumenes’in tam bu sırada kaynakların yer­yüzüne çıktığı platoda Hierapolis şehrini kur­duğu söylenir. Şehre, Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephus’un karısı Hiera ismini o verdi.

Ruins of theater in ancient Hierapolis, now Pamukkale, Turkey

MÖ 129’da Hierapolis Roma İmparatorlu­ğuma ait oldu ve Neron ile Hadrian gibi su­larda içmeye ya da banyo yapmaya gelen bir dizi imparatora hizmet ederek desteklendi. MS 60’da, Neron’un hükümdarlığı sırasında şehir depremle yerle bir olmuştu. Onun yerine kurulan yeni şehir, geniş sokakları, bir tiyatro ve halk hamamlarının yanı sıra kanallarla sıcak su sağlanılan evleriyle öncekinden daha büyük ve görkemliydi.

2.yy’daki hamamların, yıkananların sırasıyla girdiği farklı sıcaklıkta odaları vardı. yıkanacak olan, serin ‘Frigidarium’da (soğukluk) başlar, vücuduna yağ sürdüğü ‘tepidarium’a (ısıtılmış soğukluk) geçer, ardından yağı ve pisliği derisinden ‘strigil’ denilen bir bıçakla kazıdığı sıcak ve buharlı caldarium’a (sıcak oda) ilerlerdi. Hamamların bir bölümü, iyi bir heykel koleksiyonu olan birer müze ve tıbbi malzeme ile mücevherleri içeren diğer bulguları barındırır.

Şeh­rin en ilginç kalıntılarından biri, güneş, mü­zik, şiir ve hekimlik tanrısı Apollo’ya adan­mış tapınağın yanında bulunan yer altı dünyasının tanrısı Pluto’nun Tapınağıdır. Bu tapınaklar tanrıların birbirlerinin iyi ve kötü güçlerini geçersiz hale getirmek için yan ya­na yerleştirilmişti.

Pluto‘nun kötü güçleri o kadar korkunç görünmüş olmalı ki, Yunanlı coğrafyacı ve ta­rihçisi Strabon, bir şehirdeki bir mağaradan yayılan zehirli dumanın, bir öküzü anında öldürebileceğini söyledi. Dumanlar, kötücül ruhlarla işbirliği içindeydi ve girişte nöbet tu­tan hadım papazların mağaraya zarar görme­den girebilecek yegane kişiler olduğu söyle­nirdi. Dumanların şimdi sıcak kaynaklardan geldiği bilinmekte ve odalardan hala gözleri yaşartan buharlar yayılmakta.

Tapınağın doğusunda, kentin en göz alıcı sembolü olan tetrapylon yer alır. 2. yüzyıla tarihlenen bu dekoratif kapının dört yanında dört sütun bulunur (Helence; tetra = dört, pylon = ana kapı), asıl giriş doğudadır. Önde Korint üslubunda, kuzey-güney yönündeki ana caddeye bakan yivli sütunlar vardır. Batı sütunlan üzerindeki kırık alınlığın kenarları çok hoş Eros rölyefleriyle süslüdür.

pamukkale kaplıca

Mezar Kalıntıları

Şehir surunun dışında, çoğu ayrıntılı bir biçimde işlenmiş ve büyük boyutlarda 1200 mezar barındıran kocaman bir mezarlık bu­lunur. Mezarlar, bir tedavi arayışıyla şehre gelen ve bulmakta başarısız olmuş pek çok zengin Romalının tanıklığını üstleniyor. Bu­günün turistleri, o zengin Romalı tatilcilerin varisleri. Sıcak havuzlarda banyo yapmak ve harap bir şehrin altındaki yamaçta yatan ışıl­tılı beyaz taraçalara hayran kalmak için geliyorlar.

Pamukkale taraçalarında sayısız havuz bulunur. Sıcak, mineral bakımından zengin olan suyun, terapi gücüne yüzlerce yıldır inanılmıştır.

Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz:

Benzer Yazılar:

0 yorum

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir